24
- Tarık Erdel
- 26 Tem 2024
- 2 dakikada okunur
Uzak kasabalardan geldim
toprak yollar, çakıl taşları, kırık kiremitler
takip ettim süslü yıldızları
kollarımın köşeleri; korkularına gölge düşülmüş,
duvarların astarlarına yaslanırdı
kenarlarda çeşmeler gördükçe, sürüler gördükçe
yanaştım, çobanlar omuzlarını çevirdiler;
bıyıkları sarıydı ve kasketleri yoktu
çobanlar sürülerini çevirdiler
uzak kasabalardan geldiğimi anladılar
koyunlar kaçıştı ve yıldızlar ölüştü
kursağımda taşıdıklarımı anlattım çobanlara
kısık, simsiyah gözleri ve kaşlarıyla dinlediler
sonra tütün tarlalarına doğru çekip gittiler
güneş yanıkları yer yerdi alınlarında.
Uzak kasabalardan geldim
şehir sokaklarında;
amansız ve anlamsız çeteler
taşra düzlüklerinde;
evlatlarına tırnaklarıyla mezar kazmış haramiler
dağlarda;
bıçkınlıklarından babalarını vurmuş haydutlar, vardı
haritalarımı çaldılar, aldılar tüm pusulalarımı
tek groşen dahi kalmayınca cebimde
balıkçılara sığındım
tanrıya en yakın onlardır, tanırdım.
Uzak kasabalardan geldim
terk ettim herkesi, adımladım elvedaları
heybeme doldurdum imtinâlarımı
yola çıktığımda nereden bilebilirdim;
bu kadar cesetle karşılaşacağımı, patika kenarlarında
her sağa döndüğümde bıçkımla kanattım kollarımı
her sola vardığımda kırdım tırnaklarımı
çok mola verdim, çok ateş yaktım ve çok kuş vurdum
korktum, ormanların kalbime çakılı kalmasından
en çok da şehre vardığımda birinin idamlık olmasından.
Uzak kasabalardan geldim
kendimi getirmeye mecalim vardı bir tek
kendimi, gölgemi ve kalbimi
ulaklar geçerdi yanlarımdan
kralların sırdaşlarıydılar,
ve cellat kütüğüne yakışırdı boyunları
her birine selam verdim, gözleri doluydu
sadece yürümeye devam ettiler
satıh sınırlara doğru çekip gittiler.
Uzak kasabalardan geldim
göremediğim kadar çok yolum var daha
belki de, bilemem, uçurumlara gebedir ufkumdaki dağlar
bulutlarımı dağıttım, istidâtımı yıldırımlara sattım
yaşadım ve yaşatıldım
yıldım ve yıldırıldım
inandım ve inandırıldım
kemiklerimi görene kadar yürümem gerekecek, bildim bunu
insan bedeni nasıl kokar bilirim, nefesi kesilince
bedenimden özge kulelerimde düşler besledim
deri, kemik ve satır satır çizgiler
ölecekler, ölecekler, öleceğim
bugünleri gördüğüm gibi,
özge kulelerimde yetişen o düşlerin,
yüreğimden yeşerdiklerini bileceğim.
Uzak kasabalardan geldim
yaşadım yirmi dört yıl
mecmau’l-bahreyn’e giden kervânı kaçırdım,
mısralar beklerken haddimi aştım
dağlar başında bekleyenlere karıştım
yaşadım, yaşatıldım, yaşlandım.
17.10.2023
İstanbul

Yorumlar